“tutundun mu?”

beklemediğim yerden sormuştu. ‘bu iki kıtaya sığmayan şehir’deki 26. yılımda kendime bir kez olsun sormadığım soru işte şimdi koca adam olmuş, karşımda oturuyordu. kendini soru işaretine asam adamı hatırladım bir anlığına. 

yanıt vermeliydim. ama ne diyeceğimi bilemiyordum. 

“tutundum” desem, oğuzcum atay’a ayıp olacaktı. ayrıca hangi ‘başarı’ beni bir tutunan yapıyordu? altını doldurmam gereken bir yanıttı bu. oysa altı bomboştu.  

“tutunamadım” desem, devasa bir soru işaretinin altında kalıp ölecektim. 

kendime bir kez olsun sormadığım bir soruya, hem de böylesi bir soruya, nasıl yanıt verebilirdim? bu 26 yılda sayısız şey düşünmüş, sayısız ipe sapa gelmez düşünceye zihnimde yer bulmuşken, bu soruyu nasıl kendime hiç sormamıştım? koskoca 26 yıl be kardeşim. bunca yıl, bunca hezeyanının arasında bu soruya yer bulamadın mı zihninde sahiden?

tutundum mu?